Stres ve gerginlik sadece işyerinde kalmıyor çoğu zaman. Bizimle birlikte eve de geliyor. İşte oluşan olumsuz duygular, kadın ve erkeklerde farklı farklı şekillerde tezahür ediyor.

Psikolog/psikoterapist Banu Yaşar’a göre erkekler işyerinde stres yaşadığında genellikle iki türlü tepkide bulunuyor. Bir kısmı içe kapanıp sessizleşiyor.

Bazı erkeklerde ise öfkeli tepkiler ağırlık kazanabiliyor. Böyle kişiler, kızdığı patronu ya da mesai arkadaşlarına gösteremediği tepkiyi, eşine ve çocuklarına yansıtıyor, onlara karşı daha tahammülsüz davranıyor.

İş gerginliğini eve taşıyan kadınlar da ailesine karşı tahammülsüz olabiliyor. Çocukların bakımı, onların okul ve ödevleriyle ilgilenmek, ev işleri çoğu zaman annenin kontrolü altında.

Kadın, tüm bu sorumlulukları dışında bir de iş hayatında sorunlar yaşıyorsa iki kez güçlük çekiyor. Fıtratını zorlayacak şekilde sorumluluk yüklenmek onun psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Kendini yetersiz ve değersiz hisseden kadın, eş ve çocuklarına karşı hırçınlaşıyor.

Kadın ve erkeğin tüm bu olumsuz davranışları aile içi ilişkileri ve iletişimi bozuyor haliyle. Çocuklar babanın sert çıkışlarından korktukları için zamanla babadan uzaklaşıyor.

Erkeğin eşiyle paylaşımı azalıyor. İş gerginliği yüzünden çocuklarına sert tepkiler veren kadın, daha sonra pişmanlık ve suçluluk duygusu yaşıyor.

Çocukları uyuduğunda ertesi gün onlara daha sabırlı ve iyi davranacağına dair kendine söz veriyor. Fakat işteki stres etkisiyle bu sözünü tutamıyor. İş gerginliğiyle eve gelen kadının eşinden beklentisi de artıyor.

Onu dinlemesi ve evde yardımcı olması yönünde istekleri oluyor. Eşinden bu yardımı alamadığında ise agresif tepkiler veriyor.

“Aile içi ilişkilerimizi olumsuz etkileyen iş stresine karşı evde nasıl bir yol izlemek lazım?” sorusunu yönelttiğimiz Banu Yaşar’a göre öncelikle işinden stresli gelen bir erkeğe biraz zaman tanımalı ve sakinleşmesi için ona fırsat vermeli.

Çünkü erkek, bir sorun veya stres yaşadığında hemen konuşmak istemiyor. Aynı şekilde karısının işle ilgili sıkıntılarını gören bir erkek de ona neler yaşadığını, neyin onu bu kadar incittiğini sormalı.

Ayrıca eşinin evdeki sorumluluklarına yardım eden erkek, karşısında daha mutlu bir kadın görür. İşleri gereği evde de çalışmak zorunda kalan kadın/erkek, çocukları uyuduktan sonra çalışabilir. Yahut çocuklarla bir süre oynadıktan sonra artık çalışması gerektiğini söyleyebilir.

Gazetecilik ve doktorluk gibi mesai kavramı olmayan işlerde çalışanlar, arada boşluk doğduğunda kendilerine iyi geldiğini düşündükleri aktiviteleri yaparak rahatlayabilir. Fırsat buldukça eşle birlikte zaman geçirmek için küçük planlar yapılabilir.

Mesela birlikte müzik dinlenebilir, dışarıda yürüyüş yapılabilir ya da dost ve akrabalarla görüşülebilir. Bunlardan öte en faydalı çözüm tabi ki eşlerin iş stresini eve taşımamaya karar vermeleri. Özellikle işte sorunlu bir gün geçiren kişi eve gelirken kendini rahatlatmaya çalışmalı.

Bu sorunun işle ilgili bir durum olduğunu, evin kapısından girildikten sonra hepsinin dışarıda kalacağı yönünde kendini telkin etmeli. Bu anlamda evde sevdiklerinin onu beklediğini düşünmek, akşam birlikte güzel vakit geçirileceğine odaklanmak kişiyi rahatlatabilir.

Yaşadığımız çağ, bizleri hızlı ve pratik olmaya mahkum ediyor. Yapılacak işler çok, bunlar için ayrılacak zaman ise aynı oranda az. Dolayısıyla yetişemediğimiz iş ve sorumluluklar, gerginliğe dönüşüyor. Bu tempo bedenimizi yorduğu kadar ruhumuzu da tahrip ediyor.

En önemlisi de aile içi iletişimimizi zedeliyor. Hâlbuki hayatımızı anlamlandıran yegane varlıklar; eşimiz, çocuklarımız, anne-babalarımız ve/veya kardeşlerimiz.

Kısaca aynı yuvayı paylaştığımız aile bireylerimiz. Kendimize sürekli olarak bunu hatırlatırsak, evde iş gerginliğinden kurtulabiliriz. Unutmayalım ki, ailemiz işimizden daha önemli.